Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

 
Köşe Yazısı - ALAMANCI-2 - Beşikdüzünde Haberin Adresi - BesikduzuHaber.Com
   
 

Abdullah GÜLAY ¬

Abdullah GÜLAY

ALAMANCI-2

 Yazı Boyutu

 Tarih : 28.02.2010 - 09:56:33


Geçen sayımızda siz değerli okuyucularımıza Almanya-Avrupa gurbetçiliğinin nasıl başladığını ve geçirdiği evreleri, aynı başlık ile aktarmaya çalışmıştık.

 

         Geçen sayımızda siz değerli okuyucularımıza Almanya-Avrupa gurbetçiliğinin nasıl başladığını ve geçirdiği evreleri, aynı başlık ile aktarmaya çalışmıştık. Bu yazımızda da işçilerimizin yaşadığı kültür ortamını toplumumuz için yararlı olabileceğini düşündüğüm yönleriyle gözleme dayalı bazı örneklerle anlatmaya çalışacağım.

          Cadde ve sokaklardaki sakinlik ilk dikkatimi çeken durum oldu. Trabzon'un Uzun Sokağı'nı, Kemeraltı'nı, Ankara'nın Kızılayı'nı, İzmir'in Konak Semtini, İstanbul'un her yerini… gözümün önüne getirerek, benzer şekilde Avrupa Caddelerinde sarışın, uzun boylu insan selinin aktığını zannetmekle yanıldığımı anladım. 

         Korna sesi, pazarcı bağırmaları, itiş kakış, kargaşa, telaş ve gelişigüzellik   yok. Birbirlerine karşı nezaket var, kesinlikle bıkkınlık göstergesi, yüz ekşitme yok; tebessüm var… Alış veriş merkezlerinde anlaşılmayan bir konu, büyük bir sabırla tekrar tekrar anlatılıyor; “yeter artık” demek yok…

          Kurallar adeta kutsallaşmış… Herkes uyuyor; uymayan itiraz etmeksizin hatasını kabul ediyor; verdiği zarara razı oluyor. Tabi sigorta sistemi oturmuş, zararla sigorta muhatap oluyor. Bu durum bilindiği için endişe ve tartışma yaşanmıyor.

          Kişi eğer haklı ise, aklını kullanmayana,  kuralları ihmal edene de acımıyor. Bu acımasız davranışından dolayı da kınanmıyor, suçlanmıyor. Hatalı olmadığı için üstelik bir çok yeni haklara da sahip oluyor. Yani bu topraklarda kuralların sonucu baştan kabul edilmiş, duygusallık ve buna bağlı aşındırma gayretleri yok. Polisin tutumu da bu paralelde…  Kibarca konuşur ama gereğini yapmaktan geri durmaz. Bu nezaketi, seni kayırdığı için veya seni farklı ve ayrıcalıklı bulduğu  için değil,  görevi gereği ve insani sorumluluğu içindir. 

          Bulunduğum araba içinde kırmızı ışıkta beklerken, küçük bir köpeğin kaldırım üzerinden yürüyerek geldiğini, köşeye gelince  kafasını kaldırıp trafik lambasına baktığını, ışığın kırmızı yanmasıyla beklemeye başladığını görünce hayretler içinde kaldım. Arabada yanımda bulunanlar bu durum karşısında bana; “Ne sandın? Burası Avrupa!” dediler… Fotoğrafını çekmek istedim ama, bize yeşil yandığı için fotoğrafı çekemeden kavşağı döndük. Köpeğin kafasını kaldırmış lambaya bakan duruşu,  hâlâ gözlerimin önünden gitmiyor…                                    

         Bütün yolların, cadde ve sokakların, otobanların ağaçlarla donatılmış olması; Avrupa'da yeşile, doğaya, ağaca çiçeğe verilen önemin bir göstergesi olarak alınabilir. Bu anlamda otoyolların büyük bir orman içinde yer aldığı zannedilebilir. Sanki oralarda hiç yol inşaatı olmamış gibi, yolların kenarları çimenlik ve tertemiz…

         Elbette oralarda da fabrikalar  çevreyi kirletmektedir. Ama bu kirlilik zeminde gözükmüyor. Caddedeki bir inşaat alanında ağaçların gövdelerinin zarar görmemesi için tahtalarla  sarılmış haline bakarken; “Yaş kesen baş keser.” atasözümüz; ”Ormanlarımdan dal kesenin kellesini vurdururum.” şeklindeki bakış açımız; ”Elinizdeki fidanı kıyamet kopuyor olsa da toprağa dikiniz.” biçimindeki kutsal öğüdümüz aklıma geldi; düşündüm… Ne kadar değiştiğimizi(!), Ormanları nasıl katlettiğimizi, hatta kasten yakanlarımızın olduğunu da düşündüm…

         Çevre dostu rüzgar santralleri özellikle Almanya arazisinin yüzeyine serpiştirilmiş. O kadar çok ki… Adeta rüzgar gülü tarlası gibi. Bu santrallerden dolayı gürültü yok, duman yok, toz yok, is yok… Hatta zeminde yer işgal etme, toprakta yer tutma diye bir şey yok.

          Bir tarım arazisi üzerinde hem tarım ürünleri, hem de rüzgar gülleri birlikte… Rüzgar bedava, santral kurulduktan sonra elektrik de bedava… Yani bu durum çok imrendiğim, Türkiye yüzeyini hemen bu santrallerle donatmamız gerektiğini düşündüğüm bir örnek oldu benim için… Hatta bu güne kadar  rüzgârlarmızın boşuna esip gittiğini  düşününce çok üzüldüm. Niçin bizde de olmaz, niçin yapmayız, ülkemde yapılmayan daha bir çok konuyu anlamadığım(!) gibi bunu da anlamıyorum!

          Genel olarak binalar, özellikle mesken olarak kullanılanlar bizde olduğu gibi çok katlı değil; iki, üç dört katlı. Tercihleri tek katlı olması. Binaların duvar kalınlıkları yine bizdeki gibi sekiz-on santimlik tuğlalardan değil, kırk-elli santimlik kalınlıkta  yapılmış;  ayrıca  izolasyonları çok mükemmel…Yani yazın duvarın dışı ısınıyor, ama içi serin; kışın duvarın dışı üşüyor, ama içi sıcak…                                         

         Mezarlıklara verilen değer, gösterilen özen, yapılan masraf  bir başka dikkatimi çeken durum oldu. Her bir mezar, çok özel kalitede ve desende mermerlerle, granitlerle yapılmış ve şekillendirilmiştir. Her mezarın yanı başında özel zamanlarda yakılan, bizdeki deveci fenerine benzer bir  ışıklı cam kutu, yer almaktadır. Yine yeşillik ve çiçekler… Mezarlıklar botanik bahçesi gibi. Bitki türlerinin bir çoğunu bu mezarlıklarda görmek mümkündür. Hepsi büyük bir titizlikle seçilmiş ve yerli yerine konulmuş. Doğrusu, mezarlıkların bakımlı hali, temizliği, tertip ve düzeni görülmeye değer. 

         Mezarların gösterişli olması “gereklidir-değildir” tartışması olduğunu biliyorum. Kültürlerin ve inançların ayrılığı her yerde olduğu gibi mezarlıklarda da kendini göstermektedir.  Bu mezarlara kira da ödendiğini duyunca içime sıkıntı geldi. Öyle ya parası olmayanlar için bu tür mezara sahip olmak hiç de kolay bir durum değil.

         Bu diyarda her şey para. Paran varsa varsın; İşte farklılıklardan biri de bu anlayış. Kısaca bu coğrafyada insan insana güvenemiyor. Sigortan varsa sosyal güvenliğin var demektir; kasko ve garanti belgen varsa bakım ve onarım hakkın var demektir; paran varsa sözün geçerlidir; gücün varsa önemsenirsin ve ayrıcalıklı yaşama hakkına sahip olabilirsin. Genel düzen bozulmasın düşüncesiyle ekonomik gücü olmayanlar için  devletin diğer sosyal kurumları devreye sokulmuş. Bu konularda insan insanla muhatap değil. Bizdeki gibi yardımlaşma, dayanışma, dostluk, arkadaşlık, köylülük, komşuluk, hemşehrilik gibi kavramların Avrupa ülkelerinde yeri  yok.                                        

         Dini alanda Türkiye'deki yapılanmanın bir benzeri Avrupa'ya taşınmış. Çoğunlukla kırsal kesimden alınarak oralara götürülen ilk kuşak gurbetçilerin, dini ihtiyaçları, değişik dini cemaatlerin yol göstericiliği ile giderilmeye çalışılmış; bu durumun zaman zaman kötüye kullanıldığını gören Diyanet,  kendi sistemini oluşturarak devlet eliyle dini ihtiyaçları karşılama yoluna gitmeye başlamış. Bunun üzerine, zaten kendi aralarında mücadele eden cemaatler bu kez de diyanetle rekabet etmeye başlamışlar.                                                                                              

         Netice itibariyle Avrupa'nın bir çok yerinde camilerin olduğunu ve halen yapılmaya devam edildiğine tanık oldum. Cami cemaatlerinin şuurlu ve samimi olduklarını, Türkiye'de camiye gitmeyen gençlerin, ülkesine ve değerlerine bağlılığın bir ölçüsü olarak kabul ettiği için, Avrupa'da daha sık camiye gittiklerini gördüm.

         Berlin'deki Türk Şehitliği kitabesi'nde şöyle diyor: “Berlin'de ikinci Türk Mezarlığı olarak 1866 yılında Sultan Abdulaziz zamanında kurulmuştur. 1798 yılında tesis olunan ilk Türk Kabristanındaki mevtalar buraya taşınmışlardır.

         Mezarları nakledilen, Prusya'da Osmanlı Sefiri iken, 29 Ekim 1798 de vefat eden devlet adamı, şair ve tasavvuf eri Giritli Ali Aziz Efendi ile diğer dört merhum adına 1867 yılında kurulan abide, 1988 de Berlin Senatosu tarafından Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği'nin işbirliği ile tamir edilmiştir.

          1920-1921 yıllarında şehitliğin ihyasında Osmanlı Büyük Elçiliği eski imamı, Hafız Şükrü efendi'nin büyük emeği geçmiştir. Caminin iki minareli bugünkü şekli Türk işçilerinin katkılarıyla gerçekleştirilmiştir.”

          Türkiye'de TBMM önündeki hareketliliği hepimiz biliyoruz. Almanya'da meclisin bahçesinde, kapı önünde, benzer bir durum söz konusu değil. Hastanelerin bahçesi, kapı önleri de aynı sakinlikte… Karakolların önünde nöbet tutan polis yok. İlk görünen alâmet sadece iki adet polis otosu. Binanın karakol olduğu otoların yeşil rengi ve üzerindeki yazıdan anlaşılmaktadır.                                                                                                                                                   

          Hizmet üretmede ve ulaşımda Avrupa arazisi, üzerinde yaşayanlara kolaylıklar sağlayan bir yapıya sahip. Genellikle tatlı eğimlerle şekillenmiş düzlüklerden oluşmaktadır. Bu nedenle alt yapı kolay yapılabilir durumda. Bizdeki gibi zorlukları çok değil… Avrupa yönetimleri arazinin sağladığı kolaylıkları avantaja dönüştürerek  zamanında alt yapıyı hızla tamamlamışlar. Bizdeki, meselâ Karadeniz bölünmüş yolunun yapımındaki zorluk ve masraf herkes tarafından bilinmektedir. Aynı para ile Avrupa'nın birçok ülkesinde bunun birkaç katı uzunluğunda ve daha kısa sürede benzer yolların yapılması mümkündür.

         Sosyal ders ve ibret alınması için olsa gerekir, ünlü Berlin Utanç Duvarı'nın bazı bölümlerinin yıkılmayarak  yaşatıldığını; ayrıca yıkılan bölümlerinin eski temellerinin geçtiği yerlerin farklı döşeme taşlarıyla döşenerek tesbit edildiğini ve böylece unutulmasının önüne geçildiğini ve gelecek kuşaklara aktarıldığını görünce; bizdeki nice değerlerin nasıl sökülüp atıldığını, hatta eski yazı ile yazılmış kitabelerin değişik adlar  altında kazınıp kırıldığını, bu yaklaşımın genel bir politikaya dönüştüğü dönemleri dahi  yaşadığımızı düşündükçe bize ne yapılmak istendiği konusunda insanı rahatsız eden sorular akla geldiğini ifade etmeliyim.

         Her ne kadar teknik alt yapı, şehir planlaması, genel düzen ve uyulması gereken kurallar çok gelişmiş ve oturmuş ise de, sosyal ilişkilerdeki temel dayanak; para, bireysellik, kişisel zevk ve tercihler olarak görünmektedir. Dolayısıyla komşu olma, dost olma, acıma, yardımlaşma, dayanışma, bütünleşme, millet olma özellikleri kalmamış veya bu değerler çok zayıflamış denebilir.

       Bu sebeplerle Türkler açısından sürekli oturmak için tercih edilebilir diyemem. Bu arzuyu hiçbir      Türk işçisinde de göremedim. Gurbetçilerimizin Türkiye'ye dönmek için gün saydıklarına şahit oldum.

         “Ah bir iş kurabilsek,  hemen vatanımıza döneriz” diyorlar…  (SON)


350 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Yazıya Toplam 25 Puan Verildi
 Kaynak :  Abdullah GÜLAY

 Kategori ¬ Köşe Yazısı

  Yorum ( 2 )   

 Abdullah GÜLAY

Tarih : 03.03.2010 01:18:35  

  TEŞEKKÜR

Kayıtlı İp: 88.252.42.47


İzzet Bey, ALAMANCI yazı dizisi hakkındaki değerlendirmeleriniz için teşekkür ederim. Yararlı olmak, ufuk açmak, toplumumuzun eğitim ve kültür düzeyini yükseltmek gibi emellerime uygun olarak karşılık beklemeden kendimce yıllardır bir çaba sarfediyorum. Karıncanın topal bacağı ile Kâbeye gitmesi gibi bir şey... Kalkınmış, sosyal ruhu olgunlaşmış bir milletin oluşması için projede bir taşım da benim olsun istiyorum. Umarım maksat hasıl olur. Ben de bahtiyar olurum. Size ve bütün okuyucularımı saygı ile selamlıyorum.
 İzzet DİLLİ

Tarih : 01.03.2010 13:50:55  

  Sanki bir roman altlığı gibi.

Kayıtlı İp: 78.181.43.76


Sevgili Abdullah hocam, Çok güzel bir yazı derlemişsiniz. Birinci yazınızın anlamı ikincisiyle daha güzel anlaşılıyor. Biografi akıcılığında sanki bir roman altlığı gibi olan yazınızı bir solukta okudum. Böyle yazılarınızın devamını bekler, teşekkür ederim......
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Bu Yazara Ait Diğer Yazılar

KAPALIYIZ

 03.09.2010

DERNEKLER VE ŞENLİKLER

 20.07.2010

AYNALI BEŞİK

 25.06.2010

EMİNE ANA

 30.05.2010

HİKAYE

 16.05.2010

ÖRNEK İNSAN

 28.03.2010

ALAMANCI-2

 28.02.2010

ALAMANCI

 23.01.2010

NOEL VE YILBAŞI

 16.12.2009

EKMEK PARASI

 04.11.2009

DEDE KORKUTUN VATİKANDA İŞİ NE?

 05.09.2009

AĞLA BEBEK

 11.07.2009

ÇAĞRI (ŞİİR)

 09.06.2009

MEKTUP (ŞİİR)

 23.05.2009

ÜŞÜYORUM(ŞİİR)

 02.04.2009

 
 
 

 DUYURU
  YEŞİLKIYI GAZETESİNE ABONE OLUNUZ. AYRINTILAR İÇİN TIKLAYINIZ.  

 
Bugün için Haber Eklenmedi.
BAŞKAN UZUNDAN BEŞİKDÜZÜSPORA İFTAR YEMEĞİ BAŞKAN UZUNDAN BEŞİKDÜZÜSPORA İFTAR YEMEĞİ
Beşikdüzü Belediye Başkanı Ramis Uzun tarafından Mavi Kıyı Tesislerinde Beşikdüzüspora iftar yemeği verildi. ...

DİLLİ YEŞİLKÖYÜ AĞLATTI
VAKFIKEBİRDEN PAKİSTANA DESTEK
BAYRAM MESAJI
 
 TAKVİM
 
İSTATİSTİKLERİ
   
 Online : 1
 Bugün : 68
 Dün : 192
 Toplam : 110796
 Ip No : 38.107.191.85
     

HABER KATEGORİLERİ
 KÖŞE YAZILARI

Ahmet SARAÇ

Ahmet SARAÇ ¬
ANAYASANIN OYLAMASI OLMAZ..

Fikret KARADENİZ

Fikret KARADENİZ ¬
TESLİMCİ TEMSİLCİLER VE TESLİMİYETÇİLER?

Tuncay H.FETTAHOĞLU

Tuncay H.FETTAHOĞLU ¬
BU DÖNEMİN ŞANSI VE ŞANSSIZLIĞI

Abdullah GÜLAY

Abdullah GÜLAY ¬
KAPALIYIZ

ENVER UZUN

ENVER UZUN ¬
AMAÇ ÜZÜM YEMEK DEĞİL Kİ

CANAN YAZICI

CANAN YAZICI ¬
12 EYLÜL REFERANDUM ÖNEMİ

ADİL KURTOĞLU

ADİL KURTOĞLU ¬
BEŞİKDÜZÜNDE YAŞAMAK

MEHMET GÜNAYDIN

MEHMET GÜNAYDIN ¬
YÖNETİME VE ŞENOL HOCAMA DUYURULUR

Dr.Buket YÜCEL ALTAN

Dr.Buket YÜCEL ALTAN ¬
ATLIKARINCA, MACUNCU VE BAYRAM KARTLARI

BAYRAM ÇÖTEN

BAYRAM ÇÖTEN ¬
ANAYASA MADDELERİNİ VE AKPYİ OYLAYALIM MI?
 POPÜLER HABERLER
 
 DÖVİZ BİLGİLERİ

  Döviz Alış Satış
  Dolar 1.5033 1.5106
  Euro 1.9179 1.9272
 
 HAVA DURUMU



 
 REKLAM

 



 Trabzon web tasarım
 

   © Copyright - EYLÜL 2008- Beşikdüzünde Haberin Adresi - BesikduzuHaber.Com - Tüm Hakları Saklıdır.