Türkiye'de işsizlik oranı neye göre tespit ediliyor bilmiyorum. Bildiğim tek şey bu oranı bulmak için bu zaman kadar hiçbir sayım ve araştırma yapılmadığıdır.
O zaman bana göre tamamen sallama usulü ile tespit ediliyor. Söylemlere göre 3 milyon denilen işsizlik bence gerçekte 13 milyon civarındadır.
Çıkarmışlar bir KPSS onlarca para gidiyor bu sayede. Genç nüfus geleceğinden çok umutsuz halde önceden bu KPSS yoktu. Şimdi ise gençlerin önüne getirilen bu KPSS kabusu haksızlığının hesabını kimler verecek?
Yok efendim 3 çocuk yapın diyorlar, ülkenin birçok yerine yeni üniversite açıyorlar ama mezunların %56 sı işsiz. Neden o zaman yeni üniversiteler açılıyor. Açılsın çünkü oralara kayıt yaptıran öğrenciler giriş ve harç parası ödüyor devlet kalkınsın diye.
Madem işe girmek için KPSS’ yi kazanmak, hatta en az 90 almak gerekiyor. O zaman adaletli olunsun da şu milletvekilleri de meclise girebilmek için KPSS imtihanına girsin. Bu çok maaş alıp da ülkeyi yönetenler bakalım kaç puan alabilecekler. Demokrasi demokrasi deyip duranlar asıl kendilerine demokrasiyi uygulasınlar. Bu ülkede dokunulmazlık kalkmadıkça dürüstlük ve demokrasi olmaz.
Bir de Türk Silahlı Kuvvetleri’ni sınırlardaki terörle mücadeleden çekip, yerine başka ordu kurup koyalım diyorlar. Bunu anlamak mümkün mü sevgili okuyucular? Bunu neden nasıl düşündüler ya da neden gerek duydular anlamış değilim. Hem bu 50 bin kişilik orduyu kim kuracak bizim ordumuz bu işi yapamıyor mu? Bu ordunun içine tüm iç ve dış güçler sızmaz mı?
Bu nasıl bir düşüncedir bilinmez! İşin kötü yanı buna dur diyecek bir mekanizma yok. Yoksa orduyu da mı özelleştirecekler. Zaten bir ordumuz kaldıydı özelleşecek. Şu sıralar özelleştirmede birinci sırayı eğitim ve özel hastaneler alıyor. Parası olan yaşar , parası olmayan da tesadüfen yaşayacak demek oluyor. Ülkemiz öyle bir kaosa gidiyor ki; bu gidişata belki de bir gün Türk Silahsız Kuvvetleri dur der.
Paradan para kazanma devri geçmedikçe, üretmeden tükettikçe, bu durumu da özellikle devlet te teşvik ettikçe, önce ekonomi sonra da bizler bitmeye mahkumuz.
Devlet nasıl teşvik eder demeyin.Yazsam buralara sığmaz. En küçük örneğini paylaşayım. Hepimizin bahçelerimize ektiğimiz tohumlarla ilgili. Eğer bir kere ithal tohum attıysak bahçemize bir daha o bahçede kendi tohumlarımızın eski organik şeklini bozduğu, o ithal tohumun sonrası hasattan gelecek yıla tohum bırakılamadığını biliyor muydunuz? Kısaca bir başlandı mı geriye dönüşü olmuyor.
Bu tohumlar ilk yıl çok verim verdiği için herkesi aldatıyormuş sonrası ise malum! Topraktaki organik maddeler eski halini bir daha almıyormuş. Tamamen dışa bağımlı hale gelmenin en iyi örneği bu değil mi? İşte devlet bunun tam anlamıyla içinde değil midir ?. Yorum sizin.
Ayrıca bu sıralar bir de referandum konusu dolaşıyor ortalıklarda. 120 günlük referandum süresini 45 güne indirmek istenmesinin manası nedir acaba anlamış değilim. Bu acelecilik neyin nesi onu da zamanla anlarız.